(For selected articles translated in English language, click here)


"Yugoslavya yazıları" nedir? Buraya tıklayınız.



15 Aralık 2015 Salı

BOSNA BÖLÜNMEYE ADIM ADIM

(Haberin orijinali 22 Şubat 2011 tarihinde yayınlanmıştır)

Geçtiğimiz Ekim yapılan seçimlerin ardından hükümet kurma anlamında herhangi bir ilerleme kaydedilemeyen Bosna-Hersek’in Boşnak-Hırvat Federasyonunun aksine, daha homojen bir yapıya sahip olan Sırp Cumhuriyeti (RS-Republika Srpska) yönetimi bu durumu fırsat bilerek bağımsızlık yönünde önemli adımlar atıyor. Geçtiğimiz hafta ayrı posta kodu alan RS, bağımsızlık talebini de yineledi.

Bosna-Hersek’te birbirinden aslında çok da farklı olmayan, hepsi özelleştirmeci, hepsi emperyalizm yanlısı, hepsi yolsuzluğa bulaşmış olan siyasetçilerin bir araya gelip hükümet kuramaması yine en çok Bosnalılar’ı vuruyor. Yeni hükümetin kurulamamış olmasından dolayı sosyal güvenlik sistemi iyice çökmüş durumda. Örneğin, ilkokul çocukları servis ödenekleri verilmediği için okullara Bosna’nın kara kış koşullarında yürüyerek gitmek zorundalar.

Öte yandan 1992-1995 savaşında kendi bölgesini “temizlemiş” olan RS ise etnik olarak daha homojen bir siyasi yapıya sahip olmanın avantajını yaşıyor. RS, geçtiğimiz hafta kendi posta kodunu alarak bağımsızlık yolunda önemli bir adım attı. Belgrad merkezli “Politika” gazetesine verdiği demeçte iki farklı Bosna’nın varlığından bahseden Bosnalı Sırp lider Nikola Spiriç, bunlardan birinin Dayton Barışı’yla yaratılan “hayali Bosna” olduğunu, diğerinin ise reel olarak iki farklı ülkenin varolduğu bir Bosna olduğunu belirtti. Seçimlerden sonra ortaya çıkan dramatik siyasi görünümün uzun süreceğini ve Bosna’daki krizi daha da derinleştireceğini öne süren Spiriç, Dayton koşullarının varolduğu sürece Bosna’daki krizin de sürekli hale geleceğini vurguladı. Sorunun ancak reel durumun kabul edilmesi ve hayali Bosna fikrinin terkedilmesiyle bulunabileceğini sözlerine ekledi.

1995 yılında yapılan Dayton Barış Anlaşması Bosna-Hersek’i “Boşnak-Hırvat Federasyonu” ve “Sırp Cumhuriyeti” olarak ikiye bölmüştü. 16 yıldır her iki taraf arasında entegrasyonun sağlanması bir yana yapısal olarak kurumlaşmış bu bölünme iki tarafın daha çok bölünmesi ve ayrışmasını beraberinde getirdi.

AB tarafından atanan ve “sömürge valisi” olarak nitelendirilen “Yüksek Temsilci” Valentin Inzko ise Bosnalı siyasetçileri bir an önce hükümeti kurmaları için uyardı. Bu konuda daha sıkı tedbirler alacağını duyuran Inzko, bu tedbirlerin arasında, hükümet kurulana kadar milletvekillerinin maaşlarının dondurulması olasılığına da dikkat çekti.


BOSNA SIRP KESİMİNDE GÖSTERİLER

(Haberin orijinali 8 Şubat 2011 tarihinde yayınlanmıştır)

Mısır ve Tunus’taki gösteriler Balkanlar’daki devrimcileri ve işçi sınıfını da yüreklendirmeye devam ediyor. Haftasonunda Bosna’nın Sırp kesiminin başkenti Banja Luka’da düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerden sonra, dün de demiryolu işçilerinin grevi başladı.

Bosna-Hersek’i oluşturan federatif yapılardan biri olan Sırp Cumhuriyeti’nin (Republika Srpska - Sırbistan’la karıştırılmamalı) başkenti Banja Luka’da haftasonunda sosyal paylaşım sitesi facebook üzerinden örgütlenen gösteriye yaklaşık 300 kişi katıldı (facebook’ta 600 kişi olarak görülmektedir). Artan fiyatların, yükselen işsizliğin ve gittikçe kötüleşen eğitim sisteminin  protesto edildiği gösterilere SK BiH (Savez Komunista Bosne i Hercegovine – Bosna Hersek Komünistler Birliği) destek verdi. SK BiH yaptığı yazılı açıklamada farklı etnik kökenlerden gelen işçilerin birbirlerine kırdırıldığı savaşın geride kaldığını, savaştan bu yana emperyalizmle işbirliği içindeki yöneticilerin halka ait olan fabrikaları, bankaları, kamu çiftliklerini, kooperatifleri yerli ve yabancı sermayedarlara peşkeş çektiklerini, birbirlerini vuran işçi sınıfının silahını Yugoslavya’yı yıkan ve Yugoslav haklarını köleleştirenlere karşı doğrultması gerektiğini belirtti.

Bosna-Hersek’teki sosyal ve iktisadî sistemi eleştiren protestocular bu gösterinin bir başlangıç olduğunu da sloganlarıyla belirttiler.

Öte yandan, yine Sırp Cumhuriyeti demiryolu işçileri sendikası da dünden itibaren demiryolu işçilerinin çalışma koşullarının gittikçe kötüleşmesi ve reel maaşların düşmesi nedeniyle grev kararı aldı. Sırp yönetiminin Sırp Cumhuriyeti endüstrisinin temel ihtiyaçlarının demiryolları vasıtasıyla karşılandığını ve grevin mal taşımacılığını aksatmayacak şekilde düzenlenmesi talebi karşısında demiryolcuların sendikası yaklaşık 3600 demiryolu işçisinin son iki yıldır maaşlarının sadece bir kısmını aldıklarının altını çizerek, bunun bir “grev” olduğunu hatırlattı.

Banja Luka’daki gösteri ve demiryolcuların grevi Bosna-Hersek’te uzun süredir etnik kimlikler üzerinden yürütülen siyasetin farklı açılımlar yapabileceğinin ipuçlarını veriyor.


ARNAVUTLUK’TA DA İSYAN VAR!

(Haberin orijinali 22 Ocak 2011 tarihinde yayınlamıştır)

Arnavutluk’ta hükümet karşıtı gösterilerde dün 3 kişi öldü, çeşitli kaynaklara göre 40 ila 100 kişi de yaralandı. Yolsuzlukla suçlanan başbakan yardımcısı İlir Meta’nın istifasıyla tatmin olmayan Arnavutlar hükümetin istifasını ve acilen yeni bir seçim yapılmasını talep ediyorlar.

Geçtiğimiz hafta boyunca çoğunluğu muhaleffetteki Sosyalist Parti taraftarlarının yer aldığı gösterilerde, göstericilerle güvenlik kuvvetleri arasındaki şiddetli çatışmalar dün ölümle sonuçlandı.

Dünkü gösterilere kadar Arnavutluk hükümetini ülkede yaşanan yolsuzluklarla sürekli köşeye sıkıştırmaya çalışan AB, sosyalistlerin düzenlediği gösterilerde halk desteğini arkalarına almasıyla tutumunu değiştirerek “demokratik yollarla seçilmiş Arnavutluk hükümetinin daima arkasında olduğunu” açıkladı. ABD Tiran Büyükelçiliği de bu sabah yaptığı açıklamada kurumlara, hükümete ve hukuğa saygı duyulması gerektiğini belirterek muhalefetin bu tarz şiddet içeren gösterileri yönlendirmesinin kabul edilemez olduğunu bildirdi.

2009 Mayıs ayında yapılan ve usulsüzlüklerle gündeme gelen seçimleri tanımayan Sosyalist Parti, bir buçuk senedir ülkeyi yöneten Sali Berişa liderliğindeki sağcı Demokrat Parti’nin meşru bir hükümet olmadığını, protesto gösterilerinin barışçıl olduğunu fakat güvenlik güçlerinin gereksiz yere şiddete başvurması sonucunda ölümlerin yaşandığını öne sürüyor.

Ölümlerin ardından daha da hiddetlenen göstericiler başbakanlık konutunu ablukaya alarak güvenlik kuvvetlerine taş ve molotof kokteyliyle saldırdılar. Polis ise göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla karşılık verdi.


Arnavutluk Cumhurbaşkanı Bamir Topi tüm siyasi partileri sağduyuya çağırdığı açıklamasında, göstericilerin de sakinleşmesi talebinde bulundu. Sosyalist Parti ise erken seçim kararı çıkmadan gösterilerin sona ermeyeceğini duyurdu.

MAKEDONYA’DA TÜTÜN ÇİFTÇİLERİNİ RAHATLATAN KARAR

(Haberin orijinali 19 Ocak 2011 tarihinde yayınlanmıştır)

İktidar partisi VMRO-DPMNE’nin tütün alım fiyatlarını düşürmeyeceğini açıklaması çiftçilere nefes aldırdı. Öte yandan, Makedonya İçişleri Bakanlığı, dünkü eylemlere öncülük eden çiftçiler için “sürek avı” başlattı.

Tütün alım fiyatlarının belirlenmesi ile ilgili oturum esnasında, meclisin hemen yanıbaşında tütün üreticilerinin yaptığı eylem iktidar partisi VMRO-DPMNE’nin geri adım atmasını sağladı. Hükümet, tütün alım fiyatlarını düşürmeyeceklerini açıklamak zorunda kaldı. Muhalefetteki Sosyal Demokratlar ise, uzun süredir devam eden belirsizlikten dolayı ürünlerini düşük fiyatla tüccarlara satan tütün üreticilerinin zararlarının hükümet tarafından karşılanması gerektiğini öne sürüyor. Hükümet sözcüsü Silvana Boneva Sosyal Demokratların bu talebini muhalefetin kendi sefaletini örtmek için uyguladığı bir taktik olarak tanımladı.

Öte yandan, 15 bin çiftçinin direnişi karşısında geri adım atmak zorunda kalan sağcı hükümet, bu durumu hazmedemediğini açtığı soruşturmalarla gösteriyor. Makedonya İçişleri Bakanlığı, bir gazeteci ve bir polisin yaralandığı dünkü gösterilerin faturasını haklarını arayan çiftçilere kesti. Eylemlere öncülük eden çiftçilerin bir an önce yakalanıp mahkemeye çıkarılacağını belirten bakanlık yetkilileri eylemcileri devletin güvenliğini ve kamu düzenini bozmakla suçladı.


Nüfusu 2 milyon olan Makedonya’da yaklaşık 30.000 aile geçimini tütün çiftçiliğiyle sağlıyor. 

BOSNA’DA YERLİ MALI GİRİŞİMİ

(Haberin orijinalinin yayınlandığı tarih: 16 Ocak 2011)

İşsizliğin %40’lara vardığı ve üretim verilerinin gün geçtikçe düştüğü Bosna’da, siyasetçiler üretimi ve istihdamı arttırmak için yerli sermayeyi korumaya yönelik tedbirler alma ihtiyacı hissediyorlar.

Yeni çıkan yasaya göre Bosna-Hersek Federasyonu’nda 1000 metrekareden daha büyük alana yayılmış olan alışveriş merkezlerinde, raflardaki ürünlerin en az %50’sinin yerli malı olması koşulu getiriliyor. Kanun 22 Ocak’ta yürürlüğe girecek. Alışveriş merkezlerinin yeni kanuna uyum sağlayabilmeleri için 6 ay süreleri var.

Geçtiğimiz yıl Bosna-Hersek Federasyonu Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın yaptırdığı bir araştırmaya göre alışveriş merkezlerindeki ürünlerin sadece %25-27’si yerli üretimdi.


(Kaynak: Dnevni Avaz)

BOSNA VE ARNAVUTLUK’A AB’DE SERBEST DOLAŞIM HAKKI VERİLDİ

(Haberin orijinalinin yayınlandığı tarih: 20 Aralık 2010)

8 Kasım 2010 tarihinde AB’nin aldığı karar 15 Aralık’ta yürürlüğe girdi. Bosna ve Arnavutluk vatandaşları artık daha özgür!

Çok değil, bundan 20 yıl önce dünyanın herhangi bir ülkesine vizeye ihtiyaç duymadan prestijli bir pasaportla; “Yugoslav” pasaportuyla seyahat edebilen eski Yugoslav vatandaşlar Yugoslavya’nın dağılmasıyla daha önce yabancısı oldukları “vize” kavramıyla tanıştılar.

Yeni pazar ve ucuz emek arayışındaki AB, bir yandan pazar ekonomisine entegre olabilmiş eski sosyalist ülkeleri AB üyeliğiyle ödüllendirrken, öte yandan bu entegrasyonu yapısal olarak sağlayabilecek reformları gerçekleştirememiş ülkeler için farklı formüller uyguluyor. Geçen yıl, AB üyesi olmamasına rağmen Sırbistan ve Makedonya vatandaşlarına Schengen ülkelerinde serbest dolaşım hakkı tanınmıştı ve AB’nin verdiği bu karar Üsküp ve Belgrat’ta sokak partileriyle kutlanmıştı.

Bu sene benzer görüntülere Saraybosna ve Tiran’da da şahit olduk. Arnavut ve Bosna başkentlerindeki sokak eğlencelerine ülkelerin ünlü sanatçıları da katıldı. Fakat Bosnalı ve Arnavut yetkililer yine de uyarıyorlar: “Serbest seyahat hakkı, AB ülkelerine yerleşme veya AB ülkelerinde çalışma hakkı olarak algılanmamalı!”

Öte yandan, özellikle yaz aylarında Batı Avrupa ülkelerinde özellikle hizmet sektöründeki açığı Balkanlar’dan gelen kaçak işçilerin doldurduğu biliniyor. Son yıllarda sendikalı ve sigortalı işçi çalıştırmaktan kaçınan işverenler liberal hükümetlerin de göz yummasıyla “serbest seyahat” hakkını “kaçak işçi” kaynağı olarak kullanılıyor. Bu da akıllara serbest seyahat hakkının ucuz işgücü ihtiyacı doğrultusunda Balkan ülkelerine verilip verilmediği sorusunu getiriyor.

Her ne kadar geçtiğimiz sene Üsküp ve Beldrat’takine benzer kutlamalar bu sene Saraybosna ve Tiran’da düzenlense de, bu ülkelerin nüfuslarının çok az bir kısmı AB ülkelerine “turistik” amaçlı gidebilecek iktisadi güce sahip. Dolayısıyla, serbest seyahat hakkı zaten bu ülkelere gidebilen kişilerin seyahat sürecini ve kaçak işçi akışını kolaylaştırmaktan başka pratik bir avantaj sağlamış değil.

Batı’nın Balkanlar’daki Truva atı Kosova ve son yılların parlayan yıldızı Türkiye henüz serbest seyahat hakkı alabilmiş değil.






14 Aralık 2015 Pazartesi

KOSOVA’DA SEÇİMİN GALİBİ HAŞİM TAÇİ

(Haberin orijinalinin yayınlandığı tarih: 19 Aralık 2010)

17 Şubat 2008 tarihinde Sırbistan’dan tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan ettiğinden beri Kosova’da düzenlenen ilk seçimlerde eski UÇK (Ushtria Çlirimtare e Kosovës – Kosova Kurtuluş Ordusu) lideri Haşim Thaçi’nin aşırı milliyetçi PDK (Partia Demokratike e Kosovës – Kosova Demokratik Partisi) seçimin galibi oldu. Seçimlerdeki usulsüzlükler ve Thaçi’nin organ kaçakçılığına karıştığı suçlamaları Kosova’yı karıştırdı.

Geçtiğimiz hafta yapılan seçimlerin sonuçları hâlâ tartışılırken, Merkez Seçim Komitesi  partilerin aldıkları oy oranlarını şu şekilde duyurdu: PDK oyların %33,5’ini alırken, PDK’nin eski koalisyon ortağı LDK’nin (Lidhja Demokratike e Kosovë - Kosova Demokratik Birliği) oy oranı ise %22,6’da kaldı. Kosova siyasetinin 35 yaşındaki genç yüzü Albin Kurti liderliğindeki Kendi Kaderini Tayin (Vetëvendosje) hareketi ise oyların %12,2’sini alarak üçüncü büyük parti konumuna geldi. Halen savaş suçlusu olarak yargılanmakta olan eski UÇK komutanlarından Ramuş Haradinaj’ın partisi AAK (Aleanca për Ardhmërinë e Kosovës -Kosova’nın Geleceği için Birlik) ise güç kaybederek %10,8 oy alabildi. PDK dışındaki bütün partiler oy sayımında usulsüzlük yapıldığı konusundaki itirazlarını sürdürüyorlar. Seçimler biter bitmez uluslararası gözlemciler seçimlerin “oldukça demokratik ve güvenli bir ortamda” geçtiği yorumunda bulunmuşlardı.

Seçim sonuçlarına göre tek başına iktidar olamayan PDK, hükümet oluşturmak için koalisyona gitmek zorunda. LDK ise PDK ile bir daha koalisyona girmeyeceğini açıklamış bulunuyor.

Kosova’nın siyasi yapısı
Yolsuzluğun kurumsallaştığı, işsizliğin ise %45’e ulaştığı Kosova’da, milliyetçilik hâlâ siyasetteki en önemli vektör konumunda. Kosova parlamentosundaki 120 sandalyenin 10’u Sırp, 4’ü Roma, 3’ü Boşnak, 2’si Türk ve biri de Gorani azınlığa ayrılmış durumda. Geriye kalan 100 sandalyenin yarısından çoğu ise PDK,  LDK, AAK ve Vetëvendosje’nin. Kosova seçimleri ise daha çok “milliyetçilik yarışı” olarak seyretmektedir.

“Avrupa-Atlantik değerlerinin bir zaferi”
Seçim konuşmalarında Kosova’nın NATO üyeliğinin en önemli hedefi olduğunu belirten Thaçi, seçimlerin ertesi günü Kosova devlet televizyonu RTK’ye verdiği ilk demecinde, partisinin seçim zaferini “Demokratik ve Avrupa-Atlantik değerlerin önemli bir zaferi” olarak açıklamıştı. Thaçi sözlerine şöyle devam etmişti: “Bugün Kosova vatandaşları açık ve kararlı bir biçimde kendi iradeleriyle konuştu. Bugün, Avrupalı Kosova konuştu. Bugün Avrupalı-Atlantikli Kosova konuştu.”

(SoL’da “Kosova da NATO üyesi olacak” haberi için: http://haber.sol.org.tr/dunyadan/kosova-da-nato-uyesi-olacak-haberi-36357)

Sırplar boykot etti
İki milyon nüfuslu Kosova’da yaklaşık 120 bin Sırp bulunuyor. 55.000 Sırp seçmenin büyük oranda boykot ettiği seçimlere katılımı arttırmak için seçim komisyonu Sırp nüfusun yaşadığı kuzey bölgesinde “mobil seçim sandığı” uygulaması yaptı. Belgrad’da yayın yapan “Politika” gazetesi, Kosovalı Sırp politikacıların boykot çağrısına rağmen tahminen 20.000 Kosovalı Sırp’ın oy kullandığını belirtti. Orta Kosova’daki Sırp bölgelerinde seçime katılımın kuzeye göre daha yoğun olduğu gözlemlendi. Bu durum da Sırplar arasında tartışmalara neden olmakta.

Emperyalizmin desteğine devam
Belgrat merkezli Blic gazetesi Thaçi’nin suçlanması ve seçimlerdeki usulsüzlüklere rağmen ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Philip Crowley’in Kosova ve Thaçi’ye desteklerinin devam edeceğini açıkladığını duyurdu.

Mafya ve milliyetçiliğin senelerdir hüküm sürdüğü, UÇK’nin başta organ mafyası olmak üzere bir çok suç şebekesiyle işbirliği yaptığı, hatta bizzat UÇK’nin suç örgütü olduğunun senelerdir bilindiği Kosova’yı tanıyan 19. ülke olan İsviçre’nin dışişleri bakanı Micheline Calmy-Rey ise Kosova’nın bağımsızlığının tanınması yönündeki çabaları doğrultusunda 21 Aralık Salı günü alacağı ödülü almamaya karar verdiğini açıkladı.

(Türkiye’deki “ileri demokratlar”la “Özgürlük kahramanları” arasındaki ilişki için bkz.:

Bağımsızlığından bu yana geçen yaklaşık 3 senelik süre içerisinde, Kosova’nın bağımsızlığını ABD ve ABD güdümlü dış politikayı takip eden 71 ülke tanıdı. Bu ülkelerin başında Türkiye geliyor. RTE seçim başarısının ardından Haşim Thaçi’yi kutlayan ilk liderlerdendi.

(Türkiye’nin Kosova politikası hakkında daha fazla detay için: http://haber.sol.org.tr/dunyadan/erdogan-niye-arabuluculuga-soyunuyor-haberi-35518)